Geçtiğimiz hafta, henüz dört buçuk yaşında olan kızımın okulda o gün satranç dersi aldığını duyunca kendisine; “Söyle bakalım kızım satrançta hangi taşlar var?” diye sordum. Açıkçası bunu sorarken kendisinden piyon, at, şah, vb. bir cevap bekliyordum ki kızım bana dönerek gayet sakin ve kendinden emin bir şekilde “Tabikide, bir siyah taşlar, bir de beyaz taşlar var baba” dedi. Verdiği bu cevap karşısında açıkçası yüzümde bir tebessüm ve aklımda ise büyük bir hayret meydana geldi. Ve o an; yetişkin olarak bizlerin temel olan doğruları kaçırarak olaylara ne kadar karmaşık baktığımızı bir kez daha görmüş oldum.

Bu durum, genel yaşamda etkili olduğu gibi mühendislik disiplini içerisinde de dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan biridir. Çoğu zaman karşımıza bir problem çıktığında, çözüm için pek çok karmaşık yol düşünürüz ve bu bizi sonuca götürmek yerine içinden daha da çıkılmaz bir duruma sokabilir. Bunun aksine, çözümü temel mantık çerçevesinde ele almak ve adeta bir çocuğun bakışı ile dünyaya bakmak sonuca ulaşmada en etkili yöntemlerden biridir diyebiliriz. Kaldı ki geçmişten günümüze kadar birçok buluşun temelinde çok basit önermeler bulunmaktadır. Tabi çıkış noktası her ne kadar basit olsa da ilerledikçe ortaya çıkan sonuç elbette karmaşık bir hal alabilir. Fakat bunu açıklamak ve farklı kitlelere anlatabilmek son derece önemlidir. Bu nokta da Albert Eintein’ın birbirini destekleyen iki sözü çoğu kez bana ilham kaynağı olmuştur. Bunlardan birincisi, “Basitçe anlatamıyorsan, yeterince anlamamışsın demektir. (If you can’t explain it simply, you don’t understand enough.)” ifadesidir. Bu ifade de yer alan basitlikten kasıt ise kalitesizlik ya da olayın özünden yoksunluk değildir. İşte tam da bu noktada, Albert Eintein’ın ikinci sözü olan “Her şey olabildiğince basit olmalı ama basit değil. (Everything should be made as simple as possible, but not simpler.)” ifadesi basitliğin ölçütünü net bir şekilde açıklamaktadır.

Kızımın satranç oyununda yer alan taşlar hakkındaki temel tarifine tekrar geri gelecek olursak; evet satranç oyununda at, piyon, şah, vb. taşlar bulunmasına karşın temelde bu taşları iki farklı renk grubunda ifade etmemiz gerekir. Yani aslında taşları özelliklerine göre verilen isimlerden ziyade kategorik olarak sınıflandırmak gerekir. Bir çoğumuz bu durumu gereksiz bir detay olarak görürüz ve odak noktasından çıkararak bir sonraki tanımlama adımına geçeriz. Evet bunu sadece satranç için yapmayız, şöyle dönüp baktığımızda çoğu zaman günlük yaşantımızda ve mesleki çalışmalarımızda da uyguladığımızı görebiliriz. Yaşımız ilerledikçe ya da bir şeyler ile çok fazla meşgul oldukça bu davranış biçimi daha da belirgin bir şekilde bizi kapsamaya başlar. Ve sonrasında, göz ardı ettiğimiz ve gereksiz detay olarak gördüğümüz o yaklaşım anlayışından artık çok uzak bir noktaya gelmişizdir. Bunu şu şekilde örneklendirelim; birçok ebeveyn çocuğunun okul ödevine yardım eder ve özellikle ilk okul çağındaki çocukların matematik derslerindeki problem sorularının çözümü noktasında verdikleri uğraş çoğu zaman taktire şayandır. Şöyle ki, bir çoğumuz kolayca problemi çözer ve doğru yanıta ulaşabiliriz fakat yine bir çoğumuz çözümü çocuğumuza onun anlayabileceği şekilde anlatmakta güçlük çekeriz. Halbuki bizler de bir zamanlar onlar gibi aynı sıralardan yetişerek bugünlere gelmişizdir. Ve bu durum karşısında gerek kendimize gerekse çevremizdekilere, problemi çözebildiğimizi ama çocuğumuzun anlayabileceği şekilde ona aktaramadığımızı net bir şekilde itiraf ederiz. Sanırım bu duruma düşmemek için yapılacak en güzel şeylerden biri, günlük hayatın telaşesinden biraz olsun uzaklaşarak çocuklar ile daha fazla zaman geçirmek ve hayata tekrar çocukluğumuzda olduğu gibi saf ve basit bir şekilde bakabilmek.

Sonuç olarak unutmamalıyız ki, hepimiz bir zamanlar çocuk olduk, şimdi ise yapmamız gereken çocuk olmaktan tamamen vazgeçmemek.

Bunu Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*